Anne ben 23 oldum.

Uyandığımdan beri beynimde ve dilimde aynı şarkı...

Saatim yok tam olarak bilemem
biraz bira, biraz sarap onceydi
nasil oluyor vakit bir turlu gecmezken
yillar hayatlar geciyor
kayip bir bavul gibiyim havaalaninda
ya da bos bir yuzme havuzu sonbaharda
cok mu ayip hala mutluluk istemek
neyse zaten hic halim yok
bugun benim dogumgunum
hem sarhosum hem yastayim
bir bar taburesi ustunde
babamin oldugu yaştayim
bugun benim dogumgunum
kelimler buyuyor agzimda
bildigim tum hayatlar
paramparca
takatim yok yine de telefona sarildim
son bir ozur icin
sevdigim tum kadinlardan
aradim mesajlar cikti kapattim
telesekretere konusamayanlardanim
bugun benim dogumgunum
hem sarhosum hem yastayim
bir bar taburesi ustunde
babamin oldugu yaştayim
bugun benim dogumgunum
kelimeler buyuyor agzimda
bildigim tum hayatlar
paramparca


İki adet 2 nin yan yana durmasından gayet memnundum halbuki. Bu durumun değişmesi koyuyormuş insana onu anladım. Sevmiyorum doğum günlerini. Garip bir hüzne dalıyor insan niyeyse. Geriye dönüp bakıldığında "lan ben hiçbir şey yapmamışım meğer" duygusuna teslim oluyorum. Tatmin edici hiçbir şey...

Sanki herşey yarım gibi. Tamamlanması için de vakit yokmuş gibi. İşte öyle birşey ne bileyim...

Kek yapayım ben!

Garip sıfatını bile haketmeyecek bir gün yaşamaktayım. Tiksindiğim bir ruh hali içerisindeyim. Mutsuz değilim ama mutlu olmam için bir sebep de yok. Kızgın değilim ama sakin de değilim. Birşeyler yapmak istiyorum ama bi yandan da yatağa gömülmek ve çıkmamak istiyorum. Ağlıycam ağlayacak sebep yok. Gülücem niye güleyim lan durduk yere!

Hiç öyle insanlar şöyle insanlar böyle demiycem. İnsanlarla hiiiç ilgisi yok bu durumun. Her sorunun köküne inildiğinde görülen gerçek şu ki; sorun kişinin kendisinde. Boku diğerlerine atarak durumdan sıyrılma çabası, sık gerçekleştirdiğim ama yanlış olduğunu tüm varlığımla kabul ettiğim bir durum...

"kek yapsana kızım" dedi annem az önce. Yahu sen dün gece benim psikolojime sıçmadın mı? Sabaha kadar gözlerimin açık olmasına sebep olmadın mı ? Kek diyor yahu. Klasik anne davranışıdır çocuğun vicdanını dürtmek. "Koskoca kızsın sen. Kendi kararını ver tabi. Ama benim içim hiç rahat değil. Hiç razı değilim bu duruma. Ama sen bilirsin" Hay... İle başlayan küfürler savrumak istedim o an ama "anne" sonuç itibariyle. Sen dürt benim vicdanımı, sonra da senin kararın de. Oh ne kolay. Etliye sütlüye karışmadan durumdan sıyrılıp, beni istediğin kararı vermeme zorlamak ne kadar da hoş bir davranış!

Gerçi benim bu duruma artık alışmış olmam gerekir. Herşey yolunda gider. Belki gizli saklı yapılıyor olsa da tam olarak istediğin yerde olamasam da, ona yakın bir yerlerde olduğumu hisettikleri anda "bunu yapman yanlış" yargısıyla keserler önümü. Ne başa dönebilirim ne devam edebilirim. Tam ortada öyle bok gibi kalırım. Ne yapayım şimdi ben sorusuyla boğuşurum. Yanıt bulamam kendime. E bari şunu yapayım diyerek yarım kalmış eylemlere bir yenisini daha eklerim. Yok tembelliğimi bu bahanelerle süsleyecek değilim. Ya da maymun iştahlılığımı. Bunlar benim kabul ettiğim kusurlar elbette. Ama neden tam olmak istediğim yere bir kaç adım kala engelleniyorum yahu?

Bu nasıl bir bencilliktir. Kek yapsana kızım. Kek yapar mısın kızım? Yapayım tamam. Kek yiyin siz! Çikolatalı da yapabilirim. İsterseniz içine meyve parçacıkları da fırlatabilirim. Çok daha lezzetli olur. Şu an damak zevkinizi ne kadar çok düşündüğümü anlatamam! Kek yapayım ben!

İşte geldim burdayım !

İlk yazdığım yazıda belirttiğim gibi blog açma fikrim, arkadaşımın sevindirik haline özenmemle gerçekleşmişti. Malum arkadaş pillicadi dır. Kendisini de pek çok severim o ayrı bir mevzudur. Sevgi pıtırcığı olacağım bir başka zamanda, lakin izlediğim berbat film sayesinde sevgiden arınmış durumdayım. Yoğunluktan ve üşengeçlikten ötürü bir süredir hatta uzun bir süredir blogla ilgilenemiyordum. Ama yazmayı çok özlediğimden ve bir izleyicim olması karşısında dudağımda oluşan tebessümden mütevellit yazmaya karar verdim :) Kendimden pek bahsetmemişim. Ya da hiç bahsetmemişim. He bununla ilgilenir mi blog okurları bilemem ama ben yine de bahsedeyim..

Öncelikle 22 yaşına 1 ay sonra veda etmeye hazırlanan, yaş kompleksine göz kırpmış bir bünyeyim. Evet biliyorum henüz çok gencim ve önümde yaşanacak uzun bir ömür var. Ama size ne yahu ben kompleks sahibi olmaya karar verdim belki. Gittiğim psikiyatrın da onayladığı bir hal içerisindeyim. Üst benliğim ve benliğim güreşiyormuş. Onlar benim içimde debelenirken haliyle ben de bu durumdan etkileniyormuşum. Bunun sonucunda da birden fazla alana aşırı ilgim oluşmaktadır. Lafı bu kadar dolandırmamın sebebine gelince "oha ne alakasız ilgi alanları bunlar" yorumunu engellemektir amacım. Ama siz yine de bu yorumu gönül rahatlığıyla yapabilirsiniz. İçimden küfür edebilirim belki. Efenim gereksiz cümlelerimin özü; hattate olmaya çabalayan, osmanlıcaya hayran olan ve öğrenmeye çalışan, eski olan herşeyi seven ve ilgi duyan, özellikle osmanlıca kitapların eski basımlarını hayranlıkla okşayan, nacizane yazılar ve öyküler yazan ve bir gün bunların kitap olmasını uman, ummakla kalmayıp ütopik bir istek olarak görmeyen, bir dönem kickboks yapmış ve yapmaya devam etmeyi planlayan, aynı zamanda psikolojiye ve pedagojiye ilgisiyle tanınan, belki bunu meslek olarak seçmeyi arzulayan bir şahsıyetim. Ortada olmaktan tiksinse de hayatının her alanında ortada olmayı isteyerek yahud mecbur kalarak seçen bir insanım. Hayatın her alanında fanatizmden uzak duran ve fanatik insanlardan olabildiğince kaçan biriyim aynı zamanda. İnsanoğlunun değişken bir varlık olduğunu ısrarla savunmaktayım. Bundan dolayı da her konuda fanatizmden kaçınılması gerektiğini iddia etmekteyim. Bu iddiama siyasi ve dini konularla birlikte yumiyumu çok severim ama tofitayı asla yemem gibi gayet basit konular da dahildir.

İnsanları yargılamamayı becerebilecek kadar olgunlaşmamış olsam da bunun için çabalamaktayım. Yargılamıyorum iddiasında bulunmadığım gibi, yargıladığım vakit, gerekçesiz olmadığını da belirtmek isterim. He benim gerekçelerim diğerlerini tatmin etmeyebilir lakin beni tatmin ediyor olmasını yeterli bulacak kadar da egomu sevebilirim çoğu zaman.

Ve son olarak eline telefonu alıp, bir kaşını ya da ikisini de kaldırarak dudaklarını şişirip gözlerini kısmak şartıyla poz verenlerden, falanca kitabı okudum demek için okuyanlardan, herhangi bir fikri savunurken uzuvlar arasında ayrımcılık yapanlardan ki bundan kastım kulaklarını tıkayıp ağzını çalıştırmasıdır, facebookta gereğinden fazla zaman geçirip yüzlerce anlamsız video ve fotoğrafta arkadaşlarını etiketleyenlerden, asla ve kesinlikle ile başlayan cümleler sarf edenlerden ve şu an hatırlayamadığım ilerleyen zamanda bahsedeceğim bazı eylemleri gerçekleştiren insanlardan çığlık atarak kaçarım efenim. Bunları yapan insan mıdır? Evet gayet insandır. Ama ses tellerime zarar verebilecek nitelikte insanlardır. Seviyorum yine de sizi lan! Can sıkıntımın dermanısınız. İyi ki varsınız!

Sözlerime son verirken nacizane bloguma izleyici olmuş insanın gözlerinden öper, selam ederim. Selam olsun sana ey üşengeçliğimin yok edicisi :) Şüphesiz ki tembellik bakidir.