Unutmalı...

Unutmalı bazen insan. Unutmaya çalışmanın verdiği acıyı sindirerek unutmalı. Unutmaktan haz duyarak unutmalı... Omzunuza dokunan ellerin, teselli cümleleri dökülen dudakların, güçlü olmanı haykıran dostların inadına haz duyarak unutmalı...

Beyninin içinde dalgalanan onlarca düşünceye rağmen elin gitmemeli telefona. Saçma bi inat, gereksiz bir gurur uğruna olsa da bu çaba, unutmalı... Eğer unutmaya başladığın kişiliğinse, yapmam dediklerinse, unutmalı onu...

Bir arkadaşım vardı. Aşık olduğu kişiden telefon beklerken mutlu olurdu. Ve ilişkinin her safhasında ortaya çıkan beklemelerden haz duyardı.. Neden sen aramıyorsun? diye sorduğumda, "aşk, her anın haz verdiği bir duygudur" derdi. "Peki nasıl sabrediyorsun, ben olsam arardım" dediğimde ise, "işte o yüzden aşkını çabuk tüketiyorsun" dedi... Haklılığını şimdi çok iyi anlıyorum..

Hayatımda hiçbir konuda beklemeye tahammül edemedim. İçinde bulunduğum durum bana ne hissettirirse hissettirsin bir sonuca bağlanmasını bekledim hep. Mutluysam daha çok mutlu olmalıydım. Üzgünsem bunun hıncını beni üzenden çıkarmalıydım. Kırgınsam, kırgın olduğum kişi ağır sözlerimle öğrenmeliydi bunu... Sinirliysem bağırarak sakinleşmeliydim... Bu özelliğimin hayatımın anlarını tüketeceğini ne yazık ki çok sonra öğrendim... Öğrendim ve değiştim mi ? Hayır. Değişemeyeceğimi çok iyi biliyorum...

İstikrar. Asla sahip olamadığım özellik. Peki bunu kabullenip susuyor muyum? Hayır tabi ki. "Asla" ile başlayan cümleler biriktiriyorum pişmanlık hazinemde. Bundan sonra... dediğim kararlar alıyorum uygulanmayacağını bilerek...

Ya şimdi... Şimdi bekleme zamanı... Bilerek kaybedileni, geri dönmeyeceğini bilerek beklemek zamanı..

Var olan tüm hislerden arınmalı...

Sadece unutmalı...

0 yorum:

Yorum Gönder