Merhaba efenim...
Uzun zamandır dikkatimi çeken blog çılgınlığına dahil olmayı üşengeçliğim dolayısıyla düşünmüyordum... Klavye tuşlarını aşındırarak yazılan bir kaç kelamın, bir resim eklemenin ne kadar yorucu bir eylem olduğunu kim bilebilir üşengeç dostlardan başka...Dünyanın sonu geldi buzullar buzullar nidalarıyla höykürdüğüm şu günlerde, (buz devrindeki embesil kuşların edasıyla değil tabi) kendinden coşkulu arkadaşımın her eylemini bloga eklemesiyle üşengeçliğim merakıma yenik düştü ve naciz bünyem de dahil oldu bu ortama... Kendinden coşkulu arkadaşımın her zaman, her durumda uğraşacak bir eylem bulması "lan ben boşa yaşıyorum hee" düşüncesine esir olmama yetmişti bile... Zira bir eylemle bir gün geçirebilecek kadar kendinden geçmiş bir insanım... Neyse işin özü kendinden coşkulu arkadaşıma gittiğim bir gün bana zeytinli açma yapıyordu... Açmaya öyle bi bakıyordu ki yıllardır kavuşamadığı sevdiceğine kavuşmuşcasına isterik bi hali vardı... Açma ayini sona erdiğinde yüzündeki gülümseme hala kaybolmamıştı... Ayyy çok güzel olacak diye sırıtıyordu karşımda. İçimden "lan çekil git karşımdan. Açma yaparken mutlu olan bi insanı görünce kendimden tiksiniyorum. Git ulen açmanı da al git burdan" diye geçirdiysem de dile getirmedim. Korkumdan değil de açma ayinine limon sıkmak istemedim... Malum coşkulu arkadaş fırına atmadan önce açmalarıyla vedalaşacaktı ki elinde fotoğraf makinesiyle çıkageldi... "Nöruyon lan" dememe kalmadı açmaları her açıdan, en güzel pozlarıyla çekmeye başladı... Fotoğrafları bloguyla paylaşacakmış... Bak sen. Yaşama sevincine bak. Üşenmiyor da... Hadi üşenmiyor bi de mutlu oluyor.... Kıskandım... Hasetlik değil de tatlı bi kıskançlık hasıl oldu bünyemde... İçime kaçmış ruhsuz halimden sıyrılmak için küçük de olsa bir adım atmaya karar verdim...
Ve burdayım.
Nisan 1 ama şaka değil! shhh!
16 yıl önce

0 yorum:
Yorum Gönder