skip to main |
skip to sidebar
Unutmalı bazen insan. Unutmaya çalışmanın verdiği acıyı sindirerek unutmalı. Unutmaktan haz duyarak unutmalı... Omzunuza dokunan ellerin, teselli cümleleri dökülen dudakların, güçlü olmanı haykıran dostların inadına haz duyarak unutmalı...Beyninin içinde dalgalanan onlarca düşünceye rağmen elin gitmemeli telefona. Saçma bi inat, gereksiz bir gurur uğruna olsa da bu çaba, unutmalı... Eğer unutmaya başladığın kişiliğinse, yapmam dediklerinse, unutmalı onu...Bir arkadaşım vardı. Aşık olduğu kişiden telefon beklerken mutlu olurdu. Ve ilişkinin her safhasında ortaya çıkan beklemelerden haz duyardı.. Neden sen aramıyorsun? diye sorduğumda, "aşk, her anın haz verdiği bir duygudur" derdi. "Peki nasıl sabrediyorsun, ben olsam arardım" dediğimde ise, "işte o yüzden aşkını çabuk tüketiyorsun" dedi... Haklılığını şimdi çok iyi anlıyorum..Hayatımda hiçbir konuda beklemeye tahammül edemedim. İçinde bulunduğum durum bana ne hissettirirse hissettirsin bir sonuca bağlanmasını bekledim hep. Mutluysam daha çok mutlu olmalıydım. Üzgünsem bunun hıncını beni üzenden çıkarmalıydım. Kırgınsam, kırgın olduğum kişi ağır sözlerimle öğrenmeliydi bunu... Sinirliysem bağırarak sakinleşmeliydim... Bu özelliğimin hayatımın anlarını tüketeceğini ne yazık ki çok sonra öğrendim... Öğrendim ve değiştim mi ? Hayır. Değişemeyeceğimi çok iyi biliyorum...İstikrar. Asla sahip olamadığım özellik. Peki bunu kabullenip susuyor muyum? Hayır tabi ki. "Asla" ile başlayan cümleler biriktiriyorum pişmanlık hazinemde. Bundan sonra... dediğim kararlar alıyorum uygulanmayacağını bilerek... Ya şimdi... Şimdi bekleme zamanı... Bilerek kaybedileni, geri dönmeyeceğini bilerek beklemek zamanı..
Var olan tüm hislerden arınmalı...Sadece unutmalı...
Uykuda geçen zamanıma acıyorum der annem... Halbuki yapılacak birşey olmadığında yapılması gereken tek şey uykudur! Dün güneş doğduğunda uykuya merhaba diyebildim. Haliyle uyanma saatim de 14.00 civarıydı. Tüm eklemlerim sızlıyordu uyandığımda ve aklıma gelen tek soru şimdi ne yapacağım? dı. Hayatımın en miskin günlerini yaşamaktayım. Eylemler içinde bir seni seçtim bedenimi sana bir sana verdim ey uyku! Aslında uykuyu hiç sevmem ama şu günlerde aramızda kopamayan bir bağ oluştu. Neyse beni uykudan uyandıran şey annemin "uyan dayın gençlere iftar veriyormuş kardeşini de al gidin kalın bir kaç gün" sözleriydi. İşte yapılacak bir şey diyerek yatağımdan fırladım. Ama en önemli safhayı unutmuştu naciz beynim. BABADAN İZİN ALMA! Bu durumu hatırlayınca aynı bezginlikle yatağıma geri döndüm ve annem babacığımı aradı. Alınan cevap netti. Ne işi var onların arasında. Bitti. Üzerine söylenen tüm kelamlar yersiz ve boştur artık. Aslında babamı tasvir etmek için farklı konu başlıklarının altına yazılmış sözcükler yetersizdir. Onun için ilerleyen zamanlarda uzunn yazılar yazacağım elbet.. Henüz soğumamış yatağıma geri döndüm ve iftar vaktine kadar uyumaya devam ettim. İnanın bir insanın kendinden tiksinmesi için daha muhteşem bir yol yoktur bundan başka. Annem beni uyandırdığında aynı hissizlikle sofraya yöneldim. işte bundan sonrası yazının başlığıyla ilgili söyleyeceklerimden ibaret. Zaten bundan öncesinde yazdıklarım, okuyanların "aman allahım ne engin ne ulaşılmaz bilgiler böyle" diyeceği türden sözcükler değildi. Bundan sonrası için de böyle bir söz veremeyeceğim. Boş ve hissiz bir şahsiyetten anlam içeren cümleler beklemeyin...Tahmin edeceğiniz gibi sofrada kola vardı. Ki ben kola içmeyi seven bir şahsiyet olarak, normal zamana göre aç karnına içilen kolanın ekstra gaz yapacağından bihaber olarak kolaya abandım. Sonrasında malum şişmiş bir mide ve çıkan ürkütücü sesler. IYY İĞRENÇ diyecek hassas bünyeler sözüm size! Gayet insani bir eylemdir gaz çıkarmak. Hanginiz banyonun soğuk duvarlarının arkasına sığınıp ürkek hamlelerle bu eylemi gerçekleştirmediniz he sorarım size?Bu gaz problemi bazen ciddi sıkıntılar oluşturur insana. Midesindeki birikmiş gazdan habersiz olan insan evladı kalabalık bir topluluğa dahil olur. İlerleyen zamanda, kendisini pür dikkat dinleten hoş sohbet bir insan kalabalığa hitap eder. Ve işte tam bu esnada midenizde savaş çıkar. "gururururulluururul" Aman allahım o ne sestir öyle. Durdursan durduramazsın. Sohbetin arasında kalkıp lavaboya gitsen, bu sesten sonra hangi amaç uğruna kalktığın anlaşılacak ki bu da yüzlerdeki iğrenç gülümsemeye şahit olmak demektir. İlk ses bombası atlatıldıktan sonra dışarı çıkmak için savaşan gaz bombalarını malum organı sıkarak engellemeye çalışırsınız. Bu gerçekten çok zor bir eylemdir. Bir süre sonra sindiğini düşündüğünüz gaz bombardımanı ikinci bir saldırı için hazırlık yapmaktadır. bu durumu "gurllll" sesiyle anlayabilirsiniz. İnce bir sestir ve birazdan çıkacak yüksek sesin habercisidir. Ve işte o an! "guruluururururulllrururu. gurl gurl gurl gururururu" Yanınızdaki bünye bu duruma duyarsız kalamayacaktır artık. İşte sizi sizden alacak o harikulade soru; "karnın mı aç?" Şimdi bu soruya hayır deseniz, çıkan ses için "hayır gazım var üzerine afiyet" diyemezsin. Tüm gözler üstünüzde. hoş sohbet insan sayesinde derin bir sessizlik çökmüş etrafınıza... Ve kaçamak bir cevap verilir tarafınızdan. "yok ya değil de ben de anlamadım işte... (cümlenin sonu içe kaçılarak sessizce bitirilir). Üçüncü bombardıman daha sessiz ve derinden gelir.. Ne olduğunu anlamazsınız bile.. Ve artık tüm gözler üzerinizdedir. O an bir karar vermeli ve bu kepazelikten arınmalıdır insan... Ve hızla ayağa kalkar;-Evet gazım var. Söylesenize sizin hiç gazınız olmadı mı? Hanginiz midede hapsettiğiniz gazınızın isyankarlığına tahammül etmedi ki? Susuyorsunuz... Yoksa vicdanınızın sesi mi sizi böyle derin sessizliğe gömen.. Yoksa cesaretiniz mi yok ? Söyleyin hanginiz gazsız yaşayabilmeyi başardı he? dersiniz...Böyle olmaz tabi... Sessizce ayağa kalkar, yanınızdaki şahsiyete ben bi içeriye gideyim deyip dikkat çekmemeye azami gayret göstererek lavaboya koşarsınız... Lavaboda ayrı savaş yaşanır. Bi saattir dışarı çıkmak için savaşan isyankar gaz, lavaboda çıkmamak için direnir size. Ama zafer elbette sizin olacaktır!Sevgili okurlar işte böyle gazdan boktan bi yazının daha sonuna geldik. Siz siz olun aç karnına kola içmeyin. İçerseniz de adam gibi evinizde oturun ulen! O kadar!
Yeni bir güne uyandım diğer günlerden bi farkının olmadığını bilerek. "Bi silkin kendine gel yahu" haykırışlarına kulaklarımı tıkadım her zamanki umursamazlığımla... Üstün zekalılar sarmış dört bir yanımı... Ne kadar da kolay dökülüyor üstün zekalıların bal dudaklarından bu cümle... "bi silkin kendine gel yahu". Hadi canım bak ben niye bunu düşünemedim. Her gün yataktan çıkmayı hiç istemeyerek, ne zaman gece olacak? olsa da uyusak... Düşüncesiyle artık beynimin ezber kısmında önemli bir yer kaplayan evimin odalarının her metrekaresini boş boş dolaşmayı matah bir eylem sanmışım ben yahu. Uzun ve anlamsız bir cümle kurdum farkındayım. Anlamlı olmak zorunda da değil zaten. Anlamlı demişken bak aklıma ne geldi. Benim ergen kardeşim bir diziye müptela..Ama ne dizi. Allahım al canımı, nerelere gideyimm vah ben neyleyeyim nidalarıyla tv karşısından kaçmama neden olan olağanüstü (!) bir dizi... Ne yapacağını şaşırmış olan HAMDİ ALKAN beyefendi lisedeyken ortalarda görünmeyen, farkedilmeyen, itelenen bir ergen olduğundan mıdır nedir, arka sıradakiler adlı dizinin tüm karakterlerine gereğinden fazla anlam yüklemiş. Neyse anlamsız dizinin anlamsız karakterleri ile ilgili uzunca yazmak isterdim ama bu konuya dalmama sebep olan anlam-mantık konusuna girmek isterim. Efendim bu hamdi amca dizide psikoloji konusuna da değinmek istemiş. Hay değinmez olaymış da barış isimli çakma joker hiç varolmayaymış... Şimdi dizinin bir sahnesinde bu çakma joker okulu basıp öğrencilere silah doğrultmasının sebebini açıklıyor kıt aklınca... hatırladığım cümleler şunlar....-anlam nedir ki? Herşey anlamlı olmak zorunda mıdır? Mantıklı bulmadığımız şeyler yapılamaz mı? Bi anlamı yok yapmam gerekiyordu ve yaptım...(burda aklımıza şu soru geliyor. Anlam ve mantık kavramlarını öteleyen bir şahsıyet gereklilik unsurunun üzerinde neden durur? Gerçekten sıyırmış ve anlam dışı eylemler gerçekleştiriyorsa ve bunu ısrarla savunuyorsa, bu kişi için hiçbirşeyin gerekliliği de yoktur. Olmamalıdır. Zira dizideki bu çakma joker canım istedi yaptım tadında bi psikoloji içindedir.)Burdan HAMDİ ALKAN a sesleniyorum. (belki görür, okur) Allah aşkına böyle tuhaf psikolojik kelamlar olmasın dizide. Kardeşimi kurtaramıyorum bu saçmalıklardan. Hadi o ergen. Sen aklı başında bi adamsın (yani öyle umuyorum) psikoloji konusuna değinme dizide allasen.. Sen eskisi gibi ne diyon lan siboooopppp tadında paradoliler sun türk milletine...Off banane hamdi alkandan diziden.. Son günlerde kendimde bi özellik farkettim. Aslında bende hep var olan bir özellik olmasına rağmen nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını yeni keşfettim. Kendimden tiksindiğim, bi işe yaramadığımı düşündüğüm zamanlarda herşeyi eleştirerek, yakın çevremdeki insanların karakterlerinde var olan eksiklikleri gidermeleri için bitmek tükenmek bilmeyen telkinlerde bulunuyorum. Bi şekilde kendimi aklamaya çalışıyorum. Bunun sebebi şişmiş egom da olabilir. Hakkaten boş insanım ya. Benim kadar kendini tanımaya çalışan başka insan evladı varsa benimle irtibata geçsin. Yoksa çıldırıcim!
Merhaba efenim...
Uzun zamandır dikkatimi çeken blog çılgınlığına dahil olmayı üşengeçliğim dolayısıyla düşünmüyordum... Klavye tuşlarını aşındırarak yazılan bir kaç kelamın, bir resim eklemenin ne kadar yorucu bir eylem olduğunu kim bilebilir üşengeç dostlardan başka...Dünyanın sonu geldi buzullar buzullar nidalarıyla höykürdüğüm şu günlerde, (buz devrindeki embesil kuşların edasıyla değil tabi) kendinden coşkulu arkadaşımın her eylemini bloga eklemesiyle üşengeçliğim merakıma yenik düştü ve naciz bünyem de dahil oldu bu ortama... Kendinden coşkulu arkadaşımın her zaman, her durumda uğraşacak bir eylem bulması "lan ben boşa yaşıyorum hee" düşüncesine esir olmama yetmişti bile... Zira bir eylemle bir gün geçirebilecek kadar kendinden geçmiş bir insanım... Neyse işin özü kendinden coşkulu arkadaşıma gittiğim bir gün bana zeytinli açma yapıyordu... Açmaya öyle bi bakıyordu ki yıllardır kavuşamadığı sevdiceğine kavuşmuşcasına isterik bi hali vardı... Açma ayini sona erdiğinde yüzündeki gülümseme hala kaybolmamıştı... Ayyy çok güzel olacak diye sırıtıyordu karşımda. İçimden "lan çekil git karşımdan. Açma yaparken mutlu olan bi insanı görünce kendimden tiksiniyorum. Git ulen açmanı da al git burdan" diye geçirdiysem de dile getirmedim. Korkumdan değil de açma ayinine limon sıkmak istemedim... Malum coşkulu arkadaş fırına atmadan önce açmalarıyla vedalaşacaktı ki elinde fotoğraf makinesiyle çıkageldi... "Nöruyon lan" dememe kalmadı açmaları her açıdan, en güzel pozlarıyla çekmeye başladı... Fotoğrafları bloguyla paylaşacakmış... Bak sen. Yaşama sevincine bak. Üşenmiyor da... Hadi üşenmiyor bi de mutlu oluyor.... Kıskandım... Hasetlik değil de tatlı bi kıskançlık hasıl oldu bünyemde... İçime kaçmış ruhsuz halimden sıyrılmak için küçük de olsa bir adım atmaya karar verdim...
Ve burdayım.